17 Ağustos 2009

Bugün 17 Ağustos. Hafızamdaki Etiketler Göç ve Deprem

Bugün Türkiye'ye ayak basmamın 20. yıl dönümü

17 Ağustos 1989
Hayal meyal hatırlıyorum. Trabant 601 marka arabanın arka koltuğundan yolu seyrediyordum. Önde de annemle babam. "Umut" ikisinin de gözlerinde can buluyor. Bulgaristan – Türkiye sınırındaki al bayrak gözlerinin beyazına yansıyor. Kapıkule kıyamet günü gibi. Arabalı insanlar, yürüyen insanlar, bavullu insanlar, ağlayan insanlar...


Okuduklarım ve öğrendiklerim ışığında biraz daha eskiye gidiyorum şimdi.

Onların son umutlarıydı Türkiyecilik. Evet, umudun adını Türkiyecilik koymuşlardı. Bu uğurda oğullarını, torunlarını verdiler. Tek istedikleri özgürce namaz kılıp Türkçe konuşabilmekti. Özgürce !

Ancak bulgar üniforması giymiş rus askerleri Türkçe konuşan, namaz kılan ve kendilerine silah zoruyla dayatılmış bulgar isimlerini kabul etmeyen bütün “isyankar !“ Türkleri alıp götürüyordu. Tutuklanan Türk gençlerinin hiçbiri geriye dönmedi.

Yüzlerce Türk genci, zorla alındıkları askerden tabutta döndü.
Açıklama: eğitim zayiatı !

Binlerce Türk, 2 Haziran - 22 Ağustos 1989 tarihleri arasındaki göç sürecinde kayıplara karıştı. Açıklama: Yok ! (“Eğitim Zayiatı” gibi şerefsiz bir açıklamadan daha iyi.)


Bütün bu çekilenlere rağmen 200 bin küsür Balkan Türkü anavatana ulaşmıştı. Ancak ortada garip bir şeyler vardı. Kendilerine Türkiye’nin yerlisi diyen bazı insanlar Balkan Türklerine “Bulgarlar” veya “Gavurlar” diye sesleniyordu. Birçok ev sahibi evlerini kiraya vermek istemiyor, birçok fabrika iş vermekten çekiniyor, iş verenler de maaşları kafalarına göre belirliyordu.

Deri fabrikalarında yerli işçilere nazaran daha düşük maaşlarla, en zor işlere koşulan göçmen işçilerin arasında dedem, dayım, teyzem, annem de vardı.
İnsanlık dışı muamele edilen bu insanların asıl meslekleri çiftçilikti. Topraklarını ve hayvanlarını bırakıp gelmişlerdi. Aynı zamanda sosyalist bir düzenden gelmişlerdi. Geldikleri yerde devletin memuru asli vazifesi olan bir işi yapmak için rüşvet istemiyordu. Parası olmayan bir hasta hastane kapılarında beklemiyordu. Dağdan inen mafya elini kolunu sallayarak mahallelerinde dolaşamıyordu.

Gördükleri bu dehşet tablosu karşısında günden güne sindiler. Fabrikalardaki gülünç maaşlara bile ses çıkaramaz oldular.

17 Ağustos 1989’da, kapıkule’de, annemle babamın gözlerinde hayat bulan Umudun ölüşünü seyrettim dedemin gözlerinde. Haberlerde seyrettiği her facia karşısında, fabrikada ciğeri beş para etmeyen, babadan zengin genç patronlardan her azar işitişinde, göçmen konutlarında 2 odalı bir ev sahibi olmak için rüşvetçi devlet memurlarının önünde her sıraya geçişinde sulanan gözleri. Hiçbir zaman göstermediler bize göz yaşlarını. Ama bilirim. Karanlık tenha köşelerde bize görünmeden aktı o gözyaşları. Bize güçsüz görünmemek için.

Toprağını bırakıp gelmek değildi onu üzen. O toprağa bir daha dokunamayacak olmaktı. Kendi eliyle diktiği incir ağacını, kınalı kuzuyu, güzel gözlü eşeği, çocukluğunu, gençliğini, anılarını, sevinçlerini, hüzünlerini, ruhunun bir parçasını bırakıp gelmek üzüyordu onu. Çocuklarını büyüttüğü evi bırakıp gelmek. Yıllarca hasret duydukları anavatana gelince yitip giden o koca Umudun arkasından dökülen göz yaşlarıydı bunlar.

Dedemin hiç unutmayacağım sözleridir bunlar; “Biz toprağımızı, hayvanlarımızı bırakıp geldik. Bulgaristan’dan daha güçlü, daha temiz bir Türkiye hayal ettik. Ama gördük ki Türk’ün düşmana ihtiyacı yok. Kardeş kardeşi vurur olmuş. Hayalimizdeki Türkiye bu değildi”

Evet. Anahtar kelime bu; Hayalimizdeki Türkiye.

10 Yıl Sonra…

Bugün Ayaklarımın Yere Basmasının 10. Yıl Dönümü

17 Ağustos 1999
Babam evi terkedeli 4 yıl olmuş. 13 yaşındayım. Ailenin geri kalan bütün fertleri fabrikalarda sürünmekle meşgul olduğu için yaz tatilinde 6 yaşındaki kardeşime bakmak zorundayım. Gözüm hep dışarıda. Çocuk aklım hala dışarıda top oynayan yaşıtlarımda.

Akşam oldu. Sıradan bir akşam yemeği ve uyku.

Aniden, sıçrayarak uyandım. Annem kolumdan tutmuş. Yüzü bembeyaz kesilmiş. Kardeşim kucağında.

Koşarak evin korunaklı olduğunu düşündüğümüz bir noktasına sığındık.

Duvardaki saat gece 3’ü mü gösteriyor. Sallanıyor göremiyorum.

Cama bakıyorum. Karanlığın içinde hafif bir ışık var. Pus gibi. Karanlıkta parlayan sis gibi.

Karanlığın içinden, korku filmlerinden kaçmış bir gürültü geliyor.

Çocuk aklım. Dinazor mu acaba diyorum. King Kong’da olabilir. Garip bir uğultu dolduruyor kulaklarımızı.

Evimiz sallanıyor, dışarısı karanlık, etraftan çığlıklar yükseliyor. Holün duvarındaki çatlağın oluşumunu seyrediyorum.

Evimiz sallanıyor. Babamın gittiği günden daha fazla sallanıyor hem de. Dışarısı karanlık. Babamın gittiği günden daha karanlık. Etraftan çığlıklar yükseliyor. Babamın gittiği gün içimden yükselen çığlıklardan daha acı.

Evimiz, babamın gidişinden sonra ikinci kez sallanıyor. Şimdi yıkılacak diyorum. Dünyadaki yegane yaşama sebebim olan iki insan yanımda. Annem, kardeşim. Sımsıkı sarılıyorum. Babam nerede ? Babam olsa sallanmazdı belki.

Kanımın çekildiğini hissediyorum. Ürperiyorum.

Yuvamız sallanıyor. Babamın gidişinden sonra ilk kez ayaklarımın yere bastığını hissediyorum.

Durdu.
Dinazor değil Depremmiş.



Ne uzun bir 30 saniye. Meğer 45 saniyeymiş. İlk 15 saniye uyumuşum. 13 yıl 15 saniye.

İnsanlar ölmüş.
13 yaşındaki çocukların babaları ölmüş.
Babaları yok şimdi. Babaları olsa sallanmazdı belki.



10 Yıl Sonra…

Bugün hesaplaşmamın ilk günü
17 Ağustos 2009

Yazarken ağlamışım.
Niye ağladım ki.
Baba senden nefret ediyorum!

Tekrar Deniyorum...

Yazıyorum...

13 Nisan 2009

Sevinmekten korkup üzülemeyen adam!



4 gündür yazmıyorum.

Tatlı bir telaş vardı benim köşemde. Uzun zamandır kafamda tasarladığım bir site projem vardı. Hafta sonu tasarımını yapıp bugün faaliyete sundum. Mutluyum. Mutluydum.

Haftasonu yeni site projem için bir sponsor bulmuştum. Siteyi faaliyete geçirdim. Paraya boyun eğmeden hedefe ulaştım. Gururluydum. Tatmin edici bir iştir ha. Bir engelin üstesinden gelmek. Başarmak.

Arkadaşlarınızı etrafınıza toplayıp son durumun kritiğini yapmak. Yer yer fesat bakışların arasında sizinle gurur duyan arkadaşlarınızın "şimdilik" yapıcı olan eleştrileriyle hoş bir vakit.

Sonunu düşünmek! Hayatımın değişmez kaidelerindendir. Ne zaman içim kıpır kıpır olsa, mendebur zamanlarımdan biri çıkagelir. Dürter en mutlu anımı. Gıdıklar.

Para:
Üniversite öğrencisinin korkulu rüyalarından biridir memleketten gelecek olan bir kötü haber. Uzakta olmak. Elinden birşey gelmemesi. Çaresizlik. Yer ama bitirmez. Kemirir.

Evdekiler aradı. Tam da tartışılmaz başarım en sevdiğim hocalarımdan biri tarafından övülmüş. Kıvançlardan kıvançlara koşuyorum.

Evde bir sorun çıkmış, "ciddi miktarda" paraya ihtiyaç varmış. Kime göre ciddi miktar. Hatta neye göre.

Hayaller vardır hani. Hep daha fazlasını beklenir. Umulur. Bilgisayar bölümü okumamdan mütevllit bizim hayallerimizde büyük meblâlar söz konusudur. Okul bittikten sonra hiç para sıkıntısı çekmiycekmişcesine hayal kurarız.

"Bu Kader varya birgün çok başarılı olacak. Dünyaca ünlü bir site açacak çok para kazanacak" diyen bakışların arasında küçülüp kaldım. Sessiz kaldım. Farkettirmedim. Bir avuç para yüzünden ailemin sıkıntıya düştüğünü ve bu muhteşem çocuğun elinden hiç birşey gelmediğini nasıl izah edebilirdim ki.


Tezat:
Kıvanç, gurur, hüzün ve hayal kırıklığı.

Mahşerin 4 atlısı. Bu dördüyle aynı gün içinde karşılaşmam bir ilk değil. Daha öncede söylemiştim. Mendebur zamanlarım çoktur benim.

Kaderperverlik kaidesi beş; üzüntünüzü de sevincinizi de asla sonuna kadar harcamayın. En yakın gördüğünüz insan bile sadece yüzde birini görsün. Saklayın, olgunlaştırın, pişirin ve servis edin. Vazgeçilmez olun. Sevinçlerinizi ve üzüntülerinizi çiğ bırakırsanız herkes tadına bakıp gider.


...

09 Nisan 2009

Öğretmen miyim, Adam mıyım, Neyim ?



Yenik düştüm.

Ama şimdilik.










Olay 1:

Berbat geçen bir sınav günün akşamı kadar rezil bir zaman yoktur üniversitede. Çok ezilmiş hissedersiniz. Hele ki idealler varsa. Tek odalı evinizde en alçak gördüğünüz yere oturur ve boş boş etrafı seyredersiniz ya da online bir günlük tutup insanlarla paylaşırsınız.

Öğrenciyi yanıltmaktan ve sınav esnasındaki şaşkınlıklarından zevk alacak kadar ruhu deforme olmuş öğretim görevlileri var. Bilginize. Peki nedir bu adamların ruhuna böylesine hakaret etmeme sebep olan?

Duyarsızlığı. Bencilliği. Ben varım başkası yok demesi.

Böyle okulun kapısından içeri adım atmayıp her fırsatta hocalara ateş püsüküren dengesiz bir kişi izlenimi bırakmak istemem. Okulla aram iyidir. Daha önceden de söylediğim gibi sistemin aldıkları gibi verdikleri de vardır. Severim.

Ama öğrencilere ettikleri bu zulümün kendilerine geri döneceğinin farkında olmadan, aldıkları maaşları helal sayıp çocuklarına yediren ve zevk-i sefanın dibine vurmuş bu entellektüel şizofrenleri gördükce kan beynime sıçrıyor.

Azimliyim ha! Sistem öğretmen olacaksın dedi. Olacağım. İtirazım yok. Ama öğretmenliği yüzüne gözüne bulaştırmış bu entellektüel şizofrenlere de pabuç bırakmayacağım.

Öğretmen nasıl olunur?

4 yıldır bu sorunun cevabını arıyorum. Emin olun üniversitede değil.


Olay 2:

Anne ve Baba.

Kaderdeki yerlerine ve önemlerine dair çok fazla konuşmaya gerek yok. Ama birkaç kritik noktaya değineceğim sütten ağzı yanmış biri olarak.

Bir boşanma davası var hayatımın tam ortasında. Boşanma kavramı hep komik gelmiştir bana. İki tarafta kinlerini püskürtürken birbirine, cefanın tadına bakan çocuklardır her zaman. Hele birde abi rolü size biçilmişse, derdin kaymaklısı sizin demektir.

Dün hiç birşey karalamadım buraya. içimden gelmedi. Kardeşim aradı. Sevgili validemle pederimin 14 yıldır süren boşanma davasında kardeşimin vesayetini iki tarafta istememiş. Çocuk esirgeme kurumuna soruşturma için yazı gönderilmiş.

İslamiyette kesin bir kaide vardır; insan annesini babasını ve eşini (eşlerini) seçemez.

14 yıldır bitmeyen bir boşanma davası doğru duydunuz.

Tarih Ağustos 2005. Herşey bitti dediğim bir zaman. Hayallerime elveda dediğim bir zaman. Dilediğim bölümü kazandığıma ilişkin yazıyı gördüm YÖK'ün ilgili sayfasında. Kıvanç. Yürüyerek terkedesim geldi şehri. Abartmadım tabi. Otobüse atladım. Mutluluk. Macera. Korku. Sevgi. Stres. Aşk. Hırs. Sex. Hayaller. İdealler. Üniversite.

Ama şimdi garip bir tedirginlik var içimde. Ünivesiteye ayak basalı 4 yıl oldu. Ama ben kardeşimin nelerle boğuştuğunu unutmuşum.

Tedirginim çünkü acı, hayattan sonra gördüğüm en kıvrak fahişedir.

Beni yıktı. Ama ayaklandım. Daha güçlü olarak kalktım. Ya kardeşim !!! Kalkabilecek mi bilmiyorum.

Evet. Katmerli itirafımdır. Vefalı bir kaderperver oldum da Adam! olabildim mi bilmiyorum.

Kaderperverlik Kaidesi dört; idealleriniz uğruna sevdiklerinizden ödün vermeyi göze almalısınız. Sevdiklerinizden ve canınızın parçalarından. Sonra ağlamaya bile vaktiniz kalmaz. Ancak online bir günlük tutup insanlarla paylaşırsınız...

Malumunuz cânım üniversitemde sınav haftası. Ama sistemin bana yüklediği sınav görevi yarın bitiyor. En azından şimdilik. Bana ve kardeşime şans dileyin.

Selametle


...

07 Nisan 2009

Üniversite Ülkesi ve Meçhul İnsanları Üniverler

Üniversite mevzuna değinmemek için kendimi zor tutuyorum. Ne gündü Allah'ım.

Olay 1:
İdealleri uğruna herşeyi yapabilecek biri var çevremde. Çok tehlikeli. Bu tarz insanlardan ben haz etmem. Kader ise nefret eder. Hırs gözlerini kör etmiştir çünkü. Hedeflerine ulaşmak uğruna herkesi harcayabilir. Dedikodu yapar, iftira atar, yalan söyler. Hayatınızı allak bullak bir halde bulabilirsiniz.

Ben de arkadaş çevremle birlikte böyle kader tanımaz bir taaruza maruz kaldım bugün. Garip bir tecrübeydi.

Olay 2:
Üniversitelerde pek tutulan Erasmus programıyla yurtdışına gidip gelmiş bir de arkadaşım vardı. Vardı diyorum dikkat. O kız gitti yeni biri geldi sanki. Bizi tanımaz oldu.

Beni değersiz bulduğuna dair bir takım talihsiz açıklamalarda bulunmuş. Ancak kadim dostlarımdan birinin yanındaymış. İnsanların arkasından konuşmanın ne denli kötü bir huy olduğu kendisine "uygun bir dille" ifade edilmiş. Tabi ki kadim dostum üstlenmiş bu görevi. Kız herkesi kendisi gibi vefasız sandığı için böyle bir tepki beklememiş tabi. Dumurlardan dumurlara koşarak ortamı terketmiş.

Koçum benim. Adı üstünde "kadim dost". Gördüğüm yerde alnından öpücem. Karizmaya halel getirmemek için öpmeyebilirim de. Yalan olmasın.

Hedeflere ulaşma hırsı konusunu şimdilik uzatmak istemiyorum. Ama kaidesiz olmaz.

Kaderperverlik kaidesi üç; "yeterli miktarda hırsla" ve "emin adımlarla" ideallerinize yürüken hırsı gözlerini kör etmiş insanlar göreceksiniz. Dikkat edin ! Uzaklaşın. uzaktan oturup izleyin. Kadere karşı gelerek işledikleri suçun cezası çok gecikmeyecektir. Yüreğiniz kaldırırsa izleyin. İbret olsun.


...

06 Nisan 2009

Sıkıntı veren güzellikler

Kapanış.
Beynimi tekrar rafa bıraktım.

Umduğum kadar kötü bir gün değidi aslında. Ya da ben henüz öyle zannediyorum.

Uğruna sıkıntılardan sıkıntı beğendiğimiz sınavın güzel geçmesi bir garipti. Hiç sallamadığım kimi durumların içime sıkıntı olması ise bir başka garip.

Yüreğimize sıkıntı veren güzellikler var bugün onu farkettim. Tezat biliyorum. Yüreğinize sıkıntı veren güzellikleri farkettiğinizde yerlerini yeni sıkıntılara bırakmalarının literatürdeki adı zaten hayat.

Üniversite bu hayatın en koyu noktalarından biri sanırım. Sınav, stres, dedikodu, aşk, acı, hüzün, cinsellik, korku...

Üç noktalı ilk cümlem. Anlaşılan yükü çok ağır. Düşünmeden üç nokta koyduğuma göre.

Üniversitede insanların kaderine yön veren çok fazla etken var. Dilime sakız ederim gibi geliyor. Çok malzeme var. Hele ki 3 bitmek üzereyse. Son yıla merdiven dayadıysanız.

Ama böyle yoğun bir günün ardında böylesine fahişe bir konuya dalacak kadar çıldırmış değilim.

Bugünlük bu kadar yeter sevgili kader, al beni.


...

Bardağın boş olmayan kısmı

Şiddetli bir gün. Nisan ayında kapalı bir hava. 2.30'da sınav var.

Meymenetsiz adam. Sinir bozucu köz kırpma tikiyle karşımıza geçicek ve yıllardır olduğu gibi derste anlatmadığı konulardan sorular soracak. Sonra aldığı maaşı helal sayıp çocuklarına yedirecek. Bu konu çok derin bir kaderperverlik kaidesi. Daha sonra arzedeceğim.

Sistem. Sistem yine haz etmediğim insanlarla haz etmediğim olaylar sundu bugün için.
Peki niçin. İdeallere ulaşmak mı ? Mümkün. Olabilir.

Yıllarca idealist insanların nasıl bir hırsla ideallerine ulaştıkları anlatıldı bize ve ideallerine ulaştıklarında nasıl mutsuz oldukları. Nasıl sıkıntılar çektikleri.

Anladım. Ne bu hocanın ne de sistemin derdi ben değilim. İdealler.
Kaderperverlik Kaide iki; idealistseniz, kaderin tadına doyasıya varacaksınız. Kana kana.

Çok gerilmeyin. Tedirgin olmayın. Ön yargılı yaklaşmayın. Güzel sonuçlarıda var. İdeallere ulaşmanın da bir tadı var. Biliyorum korkarız hep. Hayat genelde kandırır bardağın dolu tarafına bak diye. Ama bardaktaki bütün suyu içer sonra. Doludan kastı dibinde kalan birkaç damladır.

Bana şans dileyin yorucu bir gün olacak. O nedenle kısa kesiyorum.
Beynim bugün bana lazım.
Rafdan alıyorum. Yerine koyacağım.
Özür dilerim.

...

05 Nisan 2009

Küçük ve Güçlü Bir Yorgan



Giriş:

Bir yerlerden başlamak lazım diye düşünüyorum artık. Kaderperverlik. Yine sıkıştım tek odalı evimin bir köşesine. Masanın altına saklanıp hiç çıkmasam diyorum.






İtiraf : Sadece böylesine mendebur zamanlarda hatırlıyorum yazmayı. Kızıyorum kendime. Ama korkmuyorum. Siz de korkmayın. Mendebur zamanlarım çoktur benim. Daha çok yazarım.

Küçüklüğümden kareler hatırlarım bazen. Yorganı başımın üstüne çektiğimde hayaletler beni göremez sanırdım. Stephen King kitaplarından fışkırmış hayallerden uykulara dalardım. Şimdide öylesine güçlü bir yorgan arıyorum galiba.

Kaderperverlik benim küçük ve güçlü yorganım.
Ayaklarım açıkta kalır belki ama yüreğimi örterim ziyadesiyle. Beynimi de.

Bir yorgana ihtiyacınız varsa birlikte karalamaya başlıyacağız sayfaları.


Gelişme:
"kaderperverim lan ben" diye haykırdığım gün. Komik bir hikayedir aslında sizinle paylaşmayı uygun buldum.

Sabah uyandım. Sistem diyor ki; ciğeri beş para etmeyen bir adamı öğretim görevlisi yaptık ve sen gidip o adamın dersine gireceksin ve yoklama kağıdına imza atacaksın. Eyvallah. Lafımız yok. Sistemin aldıkları gibi verdikleri de vardır dedik kalktık.

Giyindim telaşla, dışarıda yağmur. Kapıyı açtım botların içi su dolmuş. Başımı göğe kaldırdım. Hayatımın en esaslı isyanlarından birini ettim. "Katmerli İsyan" diyorum adına. Kötü de hissetmedim. Vicdan azabı da duymadım.

Emperyalizmin kalifiye düşman sıfatıyla ayağımıza bakmaktan bıkması neticesinde ortaya çıkmış konverslerimi giydim, atıldım ıslak sokaklara. Heyecanlı birgün dersler, sınavlar vesaire. Bir arkadaşıma uğradım, sistemin bize dayattığı ulvi sınavlardan birine çalışmak üzere. Ev arkadaşım aradı, evi su basmış.

İşte o an kötü hissettim. Vicdan azabı duydum. "Katerli isyan" için değil ha ! Küçüklüğümden beri, küçük ve güçlü yorganımı kaybettiğimden beri her isyanımda zarar veririm çevreme. Biliyorum. Vicdan azabım ev arkadaşıma dair. Yazık benim yüzümden sıkıntı çekti.

Dilimin ucuna gelen isyanları eze eze yutkunarak temizledim evi. Dışarı çıktım. Başımı yine göğe kaldırmak istiyorum ama tedirginim. Nasıl bir tepkiyle karşılaşacağımı bilmiyorum. Malumunuz bilinmezlik korkusu. Daha kötü ne olabilir ki lan deyip kaldırdım kafamı.

Daha kötüsü. Ay dörtlü çevrimin ilk çeyreğinde hilal şeklinde ama ne hikmetse yatay eksende. üzerinde de iki tane parlak yıldız gökyüzünde bildiğiniz bir smile bakın aynısı :)

İşte kaderperverliğin doğduğu gün. Çok garip bir duygudur aslında. Bir yerlerde birileri var ve sizin ne zaman ne yapacağınızı biliyor. Bunun somut bir ispatını görmeninse tarifi yok.

Ben arsızlık edip tarif etmeye çalıştım. Ama eminim ki dört dörtlük olmadı.

Sonuç:
"Hayal ürünü" diyenler oldu. "Saçmalama Lan, tesadüftür" diyenler oldu. "Tövbe estafurullah koca Allah işi gücü bırakıp senle mi uğraşacak" diyenler oldu.

Kaderperverliğin en önemli kaidelerinden biri; kaderinizi kimseyle paylaşmayın sadece perver olun.

Ha gaflete düşüp paylaşırsanız alacağınız muhtemel cevaplardan üçü 4 satır yukarıda.

Bir yerlerde birilerinin bizi bizden daha iyi bildiğine dair somut kanıtlarınızı saklayın. Çöpe atmayın. Yabana da atmayın. Saklayın, elbet lazım olur. Ben sakladım. O günden beri Katmerli İsyan yok. Kanıksanmışlık yok.

Bu yazı bir isyan mıdır? Bunun yorumu elbetteki sizlerin.

Not: Somut ispatlarınız varsa mutlulukla dinlerim. Yorumlarınızı esirgemeyin korkmayın. Burası tarafsız bölge. Burası Perverlik arenası burada isyan yok. Perverlik var.Kaderperverler Derneği de kaderin ta kendisi. Yabancı değil.


...

17 Şubat 2009

Kaderperverlik nedir ?

hayatınız da hiç hata yaptığınız oldu mu? esaslı bir hata ama sapına kadar böyle uykularınıza tecavüz eden hatalar. genel geçer tabulardan biri belki. yanlış zamanda yanlış yerde yanlış insanlar.

kaderperverlik, insanoğlunun kendi doğrularını dayatmak uğruna mutsuz oluşunun bir hikayesi...

her bireyin kendi doğrularıyla çevresindeki insanlara mutsuzluk dağıtması. "Gerçek Doğru" denilen meletin Allah'tan geldiğinin ve Allah gibi tek bir olduğunun bir iddiasıdır kaderperverlik.

kaderperverliği böylesine birkaç cümleyle tanımlamak mümkün mü?

yoksa hep birlikte mi aramalıyız?

ben bu sitede sadece cevap arıyorum. herhangi bir iddiam yada hırsım yok. hırsızlığım da yok. sadece elimden geldiğince kaderperverliği tanımlamaya çalışacağım.

buraya karalayacağım nameleri beğenmek zorunda değilsiniz desteklemek zorunda da değilsiniz. Hatta geçmişte bazı üstadların dediği gibi kimsenin beğenmesi umrumda da değil bunlar sadece benim düşüncelerim. kimseye kaderperverliği eleştirme hakkı tanımıyorum.

sadece kaderperverliğinin bilincinde olanların anlayabileceği yazılarımı sürekli burada paylaşacağım.

beynimin ve yüreğimin en ücra köşelerine hoş geldiniz...